|
|
 |
 |
Okunma |
|
71 |
Ahmet Hamdi Tanpınar ( 23.06.1901)- (24.01.1962) Ahmet
Hamdi Tanpınar, 23 Haziran 1901 tarihinde İstanbul'da doğdu.İstanbul'da Ravaz-i
Maarif İbtidaisi'nde, Sinop ve Siirt rüşdiyelerinde, Vefa, Kerkük ve Antalya
sultanilerinde öğrenim gördü. Baytar mektebini bırakarak girdiği İstanbul
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden 1923 yılında mezun oldu. Erzurum, Konya ve
Ankara liseleriyle, Gazi Eğitim Enstitüsü ve Güzel Sanatlar Akademisi'nde
edebiyat öğretmenliği yaptı, aynı akademide estetik ve sanat tarihi dersleri
verdi (1932 - 1939). 1939 yılında İstanbul Üniversitesi'ne Yeni Türk Edebiyatı
Profesörü olarak atandı. Maraş Milletvekili olarak 1942-1946 yıllarında Türkiye
Büyük Millet Meclisi'nde bulundu. Bir süre Milli Eğitim Müfettişliği yaptıktan
ve Güzel Sanatlar Akademisinde eski görevinde çalıştıktan sonra 1949 yılında
İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne
yeniden döndü ve bu görevde iken 24 Ocak 1962 tarihinde İstanbul'da
öldü.
ESERLERİ Şiir: Şiirler (1961 - Bütün
Şiirler)
Hikaye: Abdullah Efendi'nin Rüyaları (1943), Yaz Yağmuru
(1955).
Roman: Huzur (1949), Saatleri Ayarlama Enstitüsü (1962),
Sahnenin Dışındakiler (1973), Mahur Beste (1975), Aydaki Kadın
(1987).
Deneme: Beş Şehir (1946), Yahya Kemal (1967), Edebiyat Üzerine
Makaleler (1969), Yaşadığım Gibi (1970).
Tarih: XIX. Asır Türk
Edebiyatı Tarihi (1949), Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Mektupları (1974 - Der. Z.
Kerman).
HAKKINDA YAZILANLAR
Hazır Reçete Yok ! Her şey bizden
bir yeni terkip bekliyor Mahmut Çetin
Türk aydını, Osmanlı devletinin
Batı karşısında çözülmesiyle yeni bir kültür dünyasına açılır.Bu çaba Osmanlı
devletinin yıkılması ve onun değer yargılarının tasfiyesiyle
hızlanır.Aydınlarımız bu maksatla önce yerli olanla islami olanı ayırıp, yerli
olana bağlanmayı dener.Ardından yerli olan kültür kaynağını iyice daraltıp
folklordan hareketle teorik bütüne ulaşmayı düşünürler.Folklordan hareketle bir
çok fikri üretim yapılmasına rağmen, bu arayış asıl amaç olan ‘yeni bir teorik
zemin’i oluşturamaz.I.Tarih Kongresiyle ortaya yeni bir tez atılır.Tez şudur:
“Bütün dünyaya şamil medeniyetin mebde ve menşei Orta Asya’dır.”(1)
Erol
Güngör esaslı bir eleştiriye tabi tuttuğu bu tezi şöyle özetler.Yeni teze göre
Orta Asya medeniyetin beşiğidir.Türkler Orta Asya’da yaşarken bir kuraklıkla
yurtlarından ayrılmışlar, dünyanın değişik yerlerine göç etmişler ve medeniyeti
dünyaya yaymışlardır.Bu arada Anadolu, Mısır ve Mezopotamya’da yeni yeni
medeniyetler kurmuşlardır.Etiler, Hititler ve Sümerler gibi.Türkler müslüman
olunca yeni bir göç dalgasıyla yeniden Anadolu’ya ulaşmışlar, buradaki Eti ,
Hitit kültürleriyle yeniden kaynaşmışlardır.Anadolu 4 bin yıllık Türk
yurdudur.Cumhuriyetle bu en eski Türk kültürlerine sahip
çıkılmıştır.(2)
Karahanlı-Selçuklu-Osmanlı zinciri Türk tarihinden bir
sapma mı ?
Teorinin buraya kadar olan kısmı, Anadolu üzerinde gözü olan
Batı ülkelerine karşı sevimli bir çıkış olarak görülebilir.Ancak teoriyi
üretenler hızını alamayıp asıl Türk tarihinin kaynağını Anadolu Medeniyetleri
adı altında Eti-Hitit-Sümer zincirine bağlar ve Türk tarihinin
Karahanlı-Selçuklu-Osmanlı zincirini asıl özden bir sapma olarak niteler.Bu
nedenle Türklerin müslümanlaşmasından sonraki dönemler, gözden geçirilmesi
gereken dönemlerdir.Aydınlar başlangıçta -genellikle- kabul etmekle birlikte
zaman bu tezi geçersiz kılar.
İki ara bir dere:
Batı
Karahanlı-Selçuklu-Osmanlı dönemini es geçerek oluşturulmak istenen
tarih anlayışlarının geçersizliği, arayış içindeki odakları, Batı medeniyetini
evrensel tek bir medeniyet olarak görmeye ve ona entegre olmaya
itmiştir.
Batı medeniyetine entegre olma düşüncesi Nurullah Ataç
tarafından teorik birliğe ulaştırılmaya çalışılır.Belki de yabancılaşma dönemi
boyunca sınırlı da olsa başarıya ulaşmış tek düşünce budur.1938 yılından sonra
fikir hayatımıza bu düşünce hakim olmuştur.Bu görüşe göre Batı medeniyetinin
gelişme çizgisi, bütün insanlık için ortaktır.Batı medeniyeti dışında ortaya
çıkan medeniyetler ayrıktır ve onların ancak folklorik bir değeri vardır.Yerli
medeniyetlerin tasfiye edilip, Batı medeniyetine adapte olmaları tarihi bir
zarurettir.Bundan dolayı Yunan, Latin ve Fransız kaynaklarından Batı kültürü
aktarılarak, pozitivizmde karar kılınmıştır.Resmi görüşe paralel olarak,
Batı’dan aktarılan yeni fikir akımları sınıf ya da üretim temelinden yoksun
olmasına rağmen siyasi yönelişlerde ve kadrolaşmada kaynak olmuştur.Batı
alıntılarıyla, aktarmacılığıyla devlete ‘kapılanma’ mümkün olduğundan resmi
siyaset ve kültürü kendilerine göre yorumlayan siyasi gruplar, üretimden
kaynaklanmayan gelirlerle ‘sübvanse’ edilerek ithal bir kültür ortaya
konmuştur.(3)Bu aktarma kültürün etkisi günümüzde azalarak
sürmektedir.
Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren ileri sürülen tarih
görüşleri 1950 sonrası serbestlik ortamıyla, devlet görüşü olmaktan çıkmıştır.Bu
görüşlerin ileri sürüldüğü dönemlerde ise daima karşı tezler var
olmuştur.
Kültüre dayalı çözüm: ‘değişerek devam etmek’
Bu karşı
tezlerden biri de Anadoluculuktur.Özellikle Yahya Kemal’in tarih görüşü bu
isimle ifade edilmiştir.Bu görüşe göre Türk Tarihi, Malazgirt Zaferiyle
başlar.Dilin ve milletin önceki macerası, bu tarihin bir çeşit mukaddimesinden
ibarettir.Malazgirt Zaferi, İstanbul’un Fethi ve Milli Mücadele, Fransız
İnkılabı çapında ‘doğu rönesansı’na kaynaklık etmişlerdir.
Yahya Kemal’in
fikri halefi durumundaki büyük yazarımız Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur adlı
şaheserinde roman örgüsü içinde üç önemli tezi de yoğurmaktadır.Tarihinin
sürekliliği, kültür devrimlerinin başarısızlığı ve milli çözüm: halkın
gücü.
Bizim üç ana başlıkta topladığımız Huzur tezleri, bütüncül bir
tarih tezi ortaya koymuştur.“Yalnız bir şeyi biliyoruz.O da bir takım köklere
dayanmak zarureti, tarihimize bütünlüğünü iade etmek zarureti.bunu yapmazsak
ikiliğin önüne geçemeyiz.Muvazalar daima tehlikelidir.”(4)
Tarihi
bütünlüğün sağlanması, yani tarihin bir takım zoraki tezlerle değil, sadece
vakıa-olgu olarak değerlendirilmesini gerektirir.Tarihin belirli devirlerini
tasviye edip yerine mantıki tezler teklif edememe durumu, toplumda mutlak bir
yabancılaşmayı başaramasa da değer yargılarını yozlaştırmaktadır. Bu tahribat
nedeniyle fertler, toplumlarına has hüviyetlerini temsil edemez hale
gelmektedir.Hüviyetini bulamayan fertlerin oluşturduğu toplum bunalımlara gebe
bir toplumdur. “Evvela insanı birleştirmek.Varsın aralarında hayat standardı
yine ayrı olsun; fakat aynı hayatın ihtiyaçlarını duysunlar.”(5)Köklerine bağlı
fertler, farklı içtimai sınıflara mensup olsalar bile ‘biz şuuru’nu muhafaza
edeceklerdir. “Maziyi ihmal edersek hayatımızda ecnebi bir cisim gibi bizi
rahatsız eder.”(6) Tarihi birikimden kaçmak boşuna bir çabadır.İnsan için hafıza
neyse, millet için de tarih odur.Nasıl insan fikir değiştirebildiği halde
hafızasını silip atamamaktaysa, milletler de günlük zaruretler nedeniyle tarihi
birikimlerini silip atamazlar.Silip atmaya kalktıkları durumda bile hayatın
tabii akışı ‘günlük dayatma’ları geçersiz kılacaktır.Yabancılaştırmanın
başarıldığı iddia edilen sömürge topraklarda bile toplumsal doku hepten
silinememekte ve tarihi birikim ‘ecnebi bir cisim gibi’ insanları rahatsız
etmektedir.
Halkın içinde ve önünde aydın
Toplum için değişik
bakış açılarıyla değişik tasnifler yapılabilir.Bunlardan biri de halk ve aydın
ayırımıdır.Halk ve aydın ikiliği yabancılaşma döneminin başından itibaren
cemiyetimizde etkisini gösterir.Türk toplumu için bu iki kesim de yeni dönemin
rengini vermeğe tek başına yeterli değildir.Huzur romanındaki karakterlerden
Mümtaz, Türkiye’nin kültür birliği sağlanamadığından gelecekten ümitsizdir.Ancak
romanın diğer kahramanı İhsan yani romandaki Yahya Kemal, “Güçlük var.Fakat
imkansız değil.Biz şimdi bir aksülamel devrinde yaşıyoruz.Kendimizi
sevmiyoruz.Kafamız bir yığın mukayeselerle dolu; Dede’yi Wagner olmadığı için,
Yunus’u Varlaine, Baki’yi Goethe ve Gide yapamadığımız için
beğenmiyoruz...Coğrafya, kültür, her şey bizden bir yeni terkip bekliyor; biz
misyonlarımızın farkında değiliz.Başka milletlerin tecrübesini yaşamaya
çalışıyoruz”(7) der.
Başkasının hayatını
yaşayamazsınız
Medeniyetlerin farklı gelişme çizgileri vardır.Ancak
batıcı ortodoks görüşe göre Batı medeniyeti evrensel ideal gelişim sürecinden
geçmiştir.Bu medeniyetin dışındaki medeniyetlerin yaşaması, Batı medeniyetine
adapte olmasına bağlıdır.Bu görüş kültür hayatımıza hakim olmuş ve aydınımızı
kültür ikiliğine yani kimlik bunalımına düşürmüştür.Bu hususta Tanpınar’ın
işareti şudur: ‘başka milletlerin tecrübesi’nden faydalanılabilir, ama onun
tecrübesini yaşamak mümkün değildir.
Kaynaklar 1.İnanç ve Kültür
Sadettin Elibol s.133 2.Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik Erol Güngör
s.66 3.Niçin Arabesk Değil Sibel Özbudun s.40 4-7.Huzur Ahmet Hamdi
Tanpınar s.302-304
|